Yaşlandıkça insan hayatı daha iyi anlar mı, bugünlerde kafamı meşgul eden temel soru bu. Elbette ki yaşadıklarımızdan çıkardığımız dersler, tecrübeler bizim hayata bakışımızı değiştiriyor, bizi biraz da olsa bazı konular hakkında farklı düşünen kişiler haline getiriyor. İnsan anlama kapasitesi ve rasyonelitesi sınırlı bir varlık, birşeyle karşılaştığında hemen eski yaşadıkları ile paralellikler kurup, onu neredeyse tamamen anladığını zannediyor, bunu da gördüm çok kendi hayatımda, halen de görüyorum, o yüzden farkindayim. Ne kadar farkindaysam artik…
Bütün bunları neden söylüyorum? Zira, ilk yaşlananlar biz olmayacağız da ondan… Çevremizde bize göre yaşlı olan bir dolu insan var. Onu bırakın bütün bir hayat yaşamış, hayatı boyunca düşünce evrimini yazarak gözlerimizin önüne sermiş yazarlar, filozoflar, bilim adamları, bilge adamlar var. Bizden daha zeki , daha anlayisi güçlü olan adamlar. Ama elbette herkesin hayatı anlamak, anlamlandırmak için gittiği yol farklı. Kimisi ormanda kaybolup debelenip duruyor, kimisi güneşli bir kıra çıkıyor. Ama o adamlarin vardiklari yerlerin de bir anlami olmali, onlarin debelenmis olsalar da bir yerlere vardiklarini inkar edemeyiz çogunlukla.
En önemli faktörü de en sona rastladım. Acaba, bütün bunların da önünde insanoğlu başkasının yaşadığı tecrübelerden ders çıkarma yetisine sahip mi? Ya da kaç kişi sahip? Özellikle şişkin egonun en önemli asset olduğu günümüzde kaç kişiden böyle bir yetenek beklenebilir ki? Zira, bunun ön şartı dürüst bir alçak gönüllülük, daha açık deyişle pek de bir şeyi kayrayamamış olduğunu kabul etme yetisi değil midir?
Bunu da bütün gücüyle bastirmaya çalismiyor mu toplum dedigimiz su pespaye insanlar topluluğu? En iyisi kimseye kulak asmamak mı acaba gerçekten?
Soru sormak düşünmek için en verimli yöntem, benim tek emin olduğum şey bu. Ya da bugüne kadar karar verebildiğim tek konu da diyebilirim. Dedim.
Kategorisi: Hayat, Yazı ve yazmak | Etiketlendi: genclik, Hayat, hayat bilgeliği, yaşlılığın getirdikleri
